31 Temmuz 2007 Salı

En Uzun Gece

İçimde olduğu günleri de sayarsak neredeyse 21 aydır ayrılmamıştık Barış'la; ta ki geçtiğimiz cumaya yani 27 Temmuz 2007'ye kadar. Hiçbir gecemi hatta gündüzümü ondan ayrı yaşamamıştım. İşin gerçeği en uzun ayrı kaldığımız zaman 3 saatti; kuaföre gitmiştim. Ama bu ilk ayrı geçireceğimiz zamanı sabırsızlıkla bekliyordum. Doğduğu günden beri 1 yaşına gelmeden onu birilerine bırakıp akşam eğlencesine çıkamayacağımı biliyordum, ya da böylesini uygun gördüğüm için bu yaşını bekliyordum. Ve en nihayetinde o cuma sudan çıkmış balık misali, yanımızda biricik kuzucuğumuz olmadan avare avare dolanıp, mekanlara aktık, tıpkı Barış'tan önceki dönemlerdeki gibi. İTİRAF EDİYORUM, SÜPER EĞLENDİM! :D Tam 1 yıldır, hatta hamileliliğin son dönemlerini de sayarsak 1,5 yıldır bu günü beklememe değdi. Aslında aman da aman coşmadık, kendimizi serseri sulara bırakmadık. Son derece sıradan bir cuma gecesi eğlencesiydi. Ama insan bu kadar zaman bekleyince, kendini uçaktan boşluğa paraşütsüz bırakmışa dönüyor. :-S
Önce Kuzucuğu anneanne, dede, teyze ve İde Abla'dan oluşan eğlendirici bir guruba teslim ettik. Aşağı inip arabaya binme vakti geldiğinde gerçekten tuhaf hissettim, çünkü arabanın ön koltuğunda eşimin yanında oturuyordum. Tamamiyle sessiz bir yolculukla Kadıköy'e geldik. Barış'tan sonra da Kadıköy'e defalarca gitmiştim ama sanırım ilgim hep onda olduğundan etrafımdaki yenilikleri hiç fark etmemişim, her şey yeni gözüktü birden bire bana.
Hemen gurultulu mideleri susturmak istiyorduk, soluğu Çiya sokağında aldık. Tanrım, değişimin ne boyutta olduğunu oraya gidince daha iyi anladım! Son dönem çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Kadıköy'ün o arka sokakları bir zamanlar işi düşenlerin bildiği bir yerken şimdilerde 'piyasa' olmuş. Çiya'ya daha geçen seneye kadar da gidiyorduk ama bu yaz o sokaklar bambaşka görünüyor, kendimi ege veya akdeniz sahillerinde bir tatil yöresinde akşam sefasında gibi hissettim. Hemen ortalığa bir göz atıp 'Oğluşla da gelebiliriz buraya,' dedim eşime. Yahu kadın bırak oğlunu düşünmeyi de şu nadide günün keyfini yaşa değil mi? Ama yok, menüye dahi bakıp, kuzucuk için uygun yiyecek bulabilir miyim diye düşünmedim değil. Nefis alinazikler, lahmacunlar donatınca masayı gözüm enfes çiya tatlarından başka şey görmez oldu bir süre sonra. Derken arkadaşlarımız da geldi ve avare ekip 1 yıldır planladığı üzre Efes Corner'ın yolunu tuttu. Arkadaşlarımız da 1 yıldır Amerika'dalardı ve hepimiz için gün aynı önemi taşıyordu.

Buzz...O nefis tat... Gülmece ağırlıklı sohbet... İnsanın aklı oğlunda kalır mı? Gelsin Efes'ler gitsin elma dilimli patatesler... Bir baktım saat 22:30 olmuş. Artık dayanamadım, aradım. Kuzu uyumuş tabii ki. Aslında niyetimiz eve dönerken uğrayıp almaktı ama ani bir kararla geceyi uzatıp, Barış'ı da orada bırakmaya karar verdik. O andan itibaren kafama eve döndüğümüzde duyumsayacağım boşluk duygusundan nasıl kurtulabilirim sorusu yerleşti. E tabii kimsenin bundan haberi yok. Öyle yorgun olmalıydım ki eve varır varmaz, uyandırılmayacağım bir uyku sarıp sarmalamalıydı beni. Anca böyle düşmezdi oğlumun özlemi yüreğime. Ama geceyi bizde uzatmaya karar verdik. Neyse, dedim kendi kendime, Barış uyuyormuş da biz arkadaşlarımızla sohbet ediyormuşuz gibi düşünürsem atlatırım. Bir süre idare etti bu oyun. Kahveler içildi, sohbetler edildi ve arkadaşlarımızın gitme vakti geldi. Daha onlar kapıdan çıkmadan fotoğraflarını öpmeye başlamıştım bile oğlumun.
Yalnız kaldık! 'Ne yapacağız şimdi?' dedim eşime, 'Valla ben yatıp uyuyacağım, seni bilmem,' dedi. E tabii mantıklısı bu, saat 2 olmuş neredeyse. Gece boyu uyanmak zorunda kalmayacağım bir uyku... Nefis olurdu herhalde. Olmadı! Daha yastığa kafamı dayar dayamaz, gözümün önüne kuzumun uyanmış olduğu ve yatakta oturmuş içli içli ağladığı görüntüsü geldi. E canım o kadar insan var yanında, uyuturlar elbet, diye düşünüp döndüm diğer tarafa. Yine olmadı! Mesaj çektim ablama, hala uyumadık, ağlarsa falan gelip alabiliriz diye. Hatta emziğini nasıl verecekleri gibi saçma bir detayı bile yazdım. Olmadı, yine uyuyamadım. Ve en sonunda kalktım. Mutfakta çeşitli objelerle fotoğraf çalıştım. Tuhaf değil mi? Şu sıralar fotoğrafçılık konusunda iştahım kabarmış durumda. Bir de akşam sohbetinde bu konu epeyce konuşulunca vakit geçirmek için birebir geldi bana.
Saat 4'ü geçiyordu yattım en sonunda. Uyudum mu, Barış'ın hayaliyle uyur uyanık mıydım bilemiyorum ama sabah zıpkın gibi fırladım yerimden, çünküüüü OĞLUM GELECEEEEK! :D
Kahvaltıyı sabırsızlıkla hazırladım, gözüm hep camda. Gerçekten çok zor geçti zaman. Gece neler yapmış olduğunu dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyordum. En çok da kucağıma geldiği anda neler yapacağını.
Benim sevgi dolu yavrum...Göğsüme yaslayıp başını öyle güzel kaldın ki kucağımda... Binlerce, milyonlarca kere şükrettim yine. Sensiz ben gerçekten ne yapıyormuşum?
Haa bu arada, bütün gece hiç uyanmadan deliksiz uyumuşsun, hem de sabah gülerek kalkmışsın. Merak ediyorum benim suçum ne, bütün gece uyandırıp duruyorsun? :D

Hiç yorum yok: