19 Mart 2005 Cumartesi
Doğa canlanıyor yine. Ağaçlar yavaş yavaş giymeye başladı pembe-beyaz gelinliklerini. Sana yazmaya başladığımdan beri neredeyse 1 yıl olacak. O zaman doğan bebekler şimdilerde adım atıyordurlar. O zamanlar ölenlerinse yalnız kuru kemikleri kalmış olmalı bir avuç toprak altında.
Koskoca 1 yıl! Her bir gününe, saatine, dakikasına binlerce sözcük, duygu, eylem sıkıştırdığımız ve bir saniye sonrasını dahi bilmeden yaşadığımız koskoca 1 yıl!
İnsan ömrünün hızla tükendiği düşünüldüğünde, çarçabuk bitiveren, kısacık 1 yıl işte.
Hep aynı düzen, bildik hava durumları, aynı şehir, aynı kokukar, aynı korkular, aynı işler, aynı dönemlerde bastıran melankoli, belki birkaç santim uzayan saçlar, genişleyen ya da daralan bedenler, bazen yeni gelişen, çoğunlukla da hızla ölen hücreler, artan çizgiler, aklaşan saçlar, yorgun gözler, yorgun bedenler ve hep var olan hayaller... Benim içinse vazgeçilmez olan umutlar...
Doğa canlanıyor yine. Ağaçlar yavaş yavaş giymeye başladı pembe-beyaz gelinliklerini. Sana yazmaya başladığımdan beri neredeyse 1 yıl olacak. O zaman doğan bebekler şimdilerde adım atıyordurlar. O zamanlar ölenlerinse yalnız kuru kemikleri kalmış olmalı bir avuç toprak altında.
Koskoca 1 yıl! Her bir gününe, saatine, dakikasına binlerce sözcük, duygu, eylem sıkıştırdığımız ve bir saniye sonrasını dahi bilmeden yaşadığımız koskoca 1 yıl!
İnsan ömrünün hızla tükendiği düşünüldüğünde, çarçabuk bitiveren, kısacık 1 yıl işte.
Hep aynı düzen, bildik hava durumları, aynı şehir, aynı kokukar, aynı korkular, aynı işler, aynı dönemlerde bastıran melankoli, belki birkaç santim uzayan saçlar, genişleyen ya da daralan bedenler, bazen yeni gelişen, çoğunlukla da hızla ölen hücreler, artan çizgiler, aklaşan saçlar, yorgun gözler, yorgun bedenler ve hep var olan hayaller... Benim içinse vazgeçilmez olan umutlar...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder