Birçoklarına tuhaf gelebilecek bir dünyası var Nurcan'ın. Nurcan bizim apartman sakinlerimizden Yaşar Bey'in kızı. 20'li yaşlarının sonunda olmalı. Herhangi bir diyaloğumuz olmadı bu güne kadar. Aslında çok kişiyle de diyaloğu olduğunu sanmıyorum, çünkü Nurcan bir şizofren hastası. Çoğunlukla monologları tercih ediyor. Gece, gündüz fark etmez, sesinin dozunu kaçırdığı monologları artık bizim buralarda bilmeyen yok. Kendince birilerine sataşır durur. Aslında ilk zamanlar -hele ki gecenin yarısı soğuk bir kış günü uykunuzun en derin yerindeyseniz- onun bağırışlarıyla uyanmak, insanı ürpertmiyor değildi. Ama alıştık. Yaklaşık 2 yıldır ikamet ettiğimiz bu evde Nurcan'a, kulak tırmalayan bağırışlarına, ihtiyar babasının evde, apartmanda, bahçede beslediği semirmiş kedilere, kapılarını her açtıklarında evlerimize bile dalga dalga sızan kötü kokuya, hatta geçen yaza kadar ısrarla bahçe kapısı önünde tuttukları eski, külüstür buzdolaplarına kadar birçok şeye alıştık.
Aslında tüm bu tuhaflıklar değil de, beni en çok şaşırtan daima Nurcan'ın giyim kuşamı olmuştur. Onunla ilk karşılaştığımda üstünde yerlere kadar uzun turkuvaz bir pardesü, belini kuşatan sapsarı vinlex kalın bir kemer, ayağında pembe ayakkabılar ve aynı pembeden başında geniş kenarlı bir şapka vardı. Bazı komşularımızın söylediklerine göre yıllardır su yüzü görmemiş perdelerine, her tür atığın stoklandığı çöp evlerine rağmen ne Nurcan'ı, ne de babasını bu güne kadar hiç pis kıyafetlerle görmedim. Halbki evlerinde çamaşır makinesi bile olduğunu sanmıyorum. O canlı renklerdeki kıyafetlerinin rengini nasıl oluyor da bu derece koruyabiliyor anlayabilmiş değilim. Ben ki neredeyse her renk kıyafet için ayrı deterjan, özel yumuşatma maddeleri ve hassas yıkama programlarını kullanıyorken bile o renk tazeliğini koruyamam, onlar, 'O' bunu nasıl başarıyor?
Yazlık ve kışlık kıyafetlerinin tümü sarı, mavi, turkuvaz ve pembelerden oluşuyor Nurcan'ın. Samimiyetle söylüyorum ayakkabıları bile dahil buna. Eğer yazın pembe geniş kenarlı bir şapka takıyorsa kışın turkuvaz bir başörtüsü veya sarı vinlex yağmurluğunun kapişonu örter kafasını. Ya da yazın giydiği sarı tiril tiril elbisesinin yerini, kışın mavi yünlüsü alır.
Bu kadar karanlık bir iç dünyası olduğunu sandığım Nurcan'ın kimbilir ne kadar renkli bir hayatı var?
Geçenlerde bir kamyonet yanaştı kapımıza, önde Nurcan. Şaşırdığım için çaktırmadan izlemeye başladım. Kamyonetin arkasında bir eşya, sanırım bir mobilya. Nurcan soğuk heyecanıyla bir şeyleri organize etmeye çalışıyor. Zilleri çalıp arabaları çektiriyor, babasını çağırıyor falan. İlginçti çünkü bu güne kadar Nurcan'ın eve bir ekmekle dahi döndüğünü görmemiştim. Babası elinde poşetlerle taşırdı gece gündüz yiyeceklerini. Ama şimdi eve mobilya getirmişti. Babası kamyonetin yanına gittiğinde biraz sıkıntılı konuşmalar geçtiğini fark ettim. Kızıyordu Nurcan'a, sanırım beğenmemişti aldığı şeyi. Görüş açımı bir araba kapattığından kamyonetin kasasını göremiyordum. Niye kızmıştı ki acaba? Az sonra kamyon şöförü genç adam şaşkın bir ifadeyle kamyonetin kasasından mobilyayı indirip ayağa diktiği zaman anladım; Nurcan bir dolap almış evlerine. Hem arasanız bulamayacağınız sapsarı lake boyalı kapaklı bir dolap. Babasını bilmem ama ben çok beğendim. Hem de çok yakıştırdım Nurcan'a. Hayal ettim; kim bilir hangi renkli eşyalarını, hayallerini, tutkularını, arzularını saklayacak o sarı dolapta. Kim bilir nasıl gözü gibi bakacak.
Aslında babasının kızmasına çok anlam veremiyorum. Geçen yaz bir taksinin arkasında çıplak bir cansız mankeni evlerine getirdiği düşünülecek olursa... :)
Aslında tüm bu tuhaflıklar değil de, beni en çok şaşırtan daima Nurcan'ın giyim kuşamı olmuştur. Onunla ilk karşılaştığımda üstünde yerlere kadar uzun turkuvaz bir pardesü, belini kuşatan sapsarı vinlex kalın bir kemer, ayağında pembe ayakkabılar ve aynı pembeden başında geniş kenarlı bir şapka vardı. Bazı komşularımızın söylediklerine göre yıllardır su yüzü görmemiş perdelerine, her tür atığın stoklandığı çöp evlerine rağmen ne Nurcan'ı, ne de babasını bu güne kadar hiç pis kıyafetlerle görmedim. Halbki evlerinde çamaşır makinesi bile olduğunu sanmıyorum. O canlı renklerdeki kıyafetlerinin rengini nasıl oluyor da bu derece koruyabiliyor anlayabilmiş değilim. Ben ki neredeyse her renk kıyafet için ayrı deterjan, özel yumuşatma maddeleri ve hassas yıkama programlarını kullanıyorken bile o renk tazeliğini koruyamam, onlar, 'O' bunu nasıl başarıyor?
Yazlık ve kışlık kıyafetlerinin tümü sarı, mavi, turkuvaz ve pembelerden oluşuyor Nurcan'ın. Samimiyetle söylüyorum ayakkabıları bile dahil buna. Eğer yazın pembe geniş kenarlı bir şapka takıyorsa kışın turkuvaz bir başörtüsü veya sarı vinlex yağmurluğunun kapişonu örter kafasını. Ya da yazın giydiği sarı tiril tiril elbisesinin yerini, kışın mavi yünlüsü alır.
Bu kadar karanlık bir iç dünyası olduğunu sandığım Nurcan'ın kimbilir ne kadar renkli bir hayatı var?
Geçenlerde bir kamyonet yanaştı kapımıza, önde Nurcan. Şaşırdığım için çaktırmadan izlemeye başladım. Kamyonetin arkasında bir eşya, sanırım bir mobilya. Nurcan soğuk heyecanıyla bir şeyleri organize etmeye çalışıyor. Zilleri çalıp arabaları çektiriyor, babasını çağırıyor falan. İlginçti çünkü bu güne kadar Nurcan'ın eve bir ekmekle dahi döndüğünü görmemiştim. Babası elinde poşetlerle taşırdı gece gündüz yiyeceklerini. Ama şimdi eve mobilya getirmişti. Babası kamyonetin yanına gittiğinde biraz sıkıntılı konuşmalar geçtiğini fark ettim. Kızıyordu Nurcan'a, sanırım beğenmemişti aldığı şeyi. Görüş açımı bir araba kapattığından kamyonetin kasasını göremiyordum. Niye kızmıştı ki acaba? Az sonra kamyon şöförü genç adam şaşkın bir ifadeyle kamyonetin kasasından mobilyayı indirip ayağa diktiği zaman anladım; Nurcan bir dolap almış evlerine. Hem arasanız bulamayacağınız sapsarı lake boyalı kapaklı bir dolap. Babasını bilmem ama ben çok beğendim. Hem de çok yakıştırdım Nurcan'a. Hayal ettim; kim bilir hangi renkli eşyalarını, hayallerini, tutkularını, arzularını saklayacak o sarı dolapta. Kim bilir nasıl gözü gibi bakacak.
Aslında babasının kızmasına çok anlam veremiyorum. Geçen yaz bir taksinin arkasında çıplak bir cansız mankeni evlerine getirdiği düşünülecek olursa... :)
1 yorum:
dolab� g�r�nce "aaa bu sar� tonu, giysilerinde g�rd�m sar� rengin ayn�s�. bay�l�yor bu renge " diye d�nd�m ben de. dolab� i�eri ta��ma heyecan� da g�r�lmeye de�erdi!
Yorum Gönder