16 Temmuz 2007 Pazartesi

Ben Seni Çok Sevdim Oğlum...


Aslında her şey olağan görünüyordu; yine iyice daralmış olan mekanımda hareket etmeye çalışıyor, arada sırada etrafımı saran suyu yutuyor, yuttuklarımı başka bir yoldan boşaltıyor ve birçok sıkıcı gürültü arasında o en beğendiğim yumuşak sesin güvencesiyle uykuya dalıyordum. Gerçi ufak tefek değişiklikler de yok değildi, epey bir zamandır hareketlenme olmamıştı karnımdaki boruda. Etrafımı saran suyun tadında da yenilenme olmamıştı. Ama her zamanki gibi gülüp konuşuyordu tepemdeki o yumuşak ses.
Bir süre sonra emniyetli karanlığıma parlaklık sızmaya başladı bilmediğim ötelerden. Hiç de tanıdık olmayan gürültüler artmaya başladı, rahatım bozuluyordu. Ve çok daha yakınlaşan o tuhaf gürültülerden bir şey koparıp çekti beni, bildiğim tek mekanımdan. Hissettiğim korkutucu boşluk, yalnızlık ve içimi yakan o şey; canım çok acıyor! Neredesin huzur duyduğum, tatlı sesim? Hani benim sıcak mekanım? İçimden dalga dalga yayılan, henüz tanımlayamadığım bir duygu hızla atılıyor dışarı; sesimi duyuyorum, acımı bastıran, korkumu dizginleyen, emniyettimi geri çağıran sesim, artık tamamen yakınımda olan tanımadığım gürültülerin arasına dağılıyor. Sesim büyüyor, büyüdükçe yayılıp, yayıldıkça azalıyor. Ve artık o yepyeni şeyi, havayı solumanın rahatlığına varıyorum.
Sonrasında artık hiçbiri tanıdık olmayan birdolu yenilik sıralanıyor. Üşüyorum! Acıktım! Zaten o tatlı, yumuşak ses de ne zamandır beslememişti beni karnımdaki borudan. Artık borum da yok!
Ve 'O'nu duyuyorum en nihayet. Artık çok yakınımda. Bana dokunuyor. Bu kokuyu, ses kadar iyi tanıyorum. Yumuşacık, ılık... Bana sesleniyor; BEN SENİ ÇOK SEVDİM OĞLUM!...

Hiç yorum yok: