Günlerdir oğlumla ilgilenmeyi bile 'kötü' bir anne durumunda kenara bırakmış, şu web dünyasının tasarım sayfalarında karabatak gibi bir ona, bir buna batıp çıkıyordum. Gerçek şu ki ben bu işlerden hiç anlamam ama bu öğrenemeyeceğim anlamına gelmiyor ki. Ayrıca çok da eğlenceliymiş.:) 'HTML'nin ne olduğunu bile bilmezken, üzerindeki bazı karakterleri değiştirerek yeni bir şeylerin (hem de istediğin gibi) ortaya çıktığını görmek, henüz bu adımdayken bile harika!:) Hele ki tüm şablonu baştan aşağı kişinin kendisinin dizayn etmesi kim bilir ne kadar keyiflidir. Evet, çok kafa patlatılıyor (yani benim gibi konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişiyseniz). Zaten 'tasarım' benim için vazgeçilmezdir ama işin içine hem tasarım, hem matematik, hem mantık falan girince, saat 3 mü olmuş 5 mi, yoksa hava mı aydınlanmış pek fark etmiyorsunuz. Kuzu birkaç gecedir fena uykularda değildi ben de bu uğraş için vakit bulabiliyordum, ta ki düne kadar! Dün, herhalde annesinin günlerdir, gecenin ilerleyen saatlerine kadar uyumamış olmasından esinlenip, (ki zaten uzunca bir zamandır saatin 2'ye vardığını görmeden bulamıyordum yatağın yolunu), 'ben de! ben de!' deyiverdi. Sonuç; saat gece 3'te isteksizce ve büyük bir sinirle uyudu. :( O saate kadar onu uyutmaya çalışırken gözlerim her kapandığında, 'uyuma!' dedim kendime, yok canım oğlan uyumaz da ben uyurum tehlike olur falan diye değil, o uyusun da hemen bilgisayarın başına dönebileyim diye:) Zaten onu uyutma seanslarında ellerim değilse bile beynim sürekli bu iş için çalışıyordu. Ay çok abarttım değil mi?:) Yok valla, abarttım sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu benim için neredeyse safra kesesi ameliyatı yapmak gibi bir şeydi, siz safra kesesi ameliyatı nasıl yapılır bilir misiniz? İşte ben de bilgisayar meselelerini o kadar biliyorum. (Aman bir doktor okumasın:-p)
Neyse efendim, olay şudur ki web tasarımları dipsiz bir kuyuymuş. O linkten buna, bu linkten şuna atlarken bir dolu şablon örnekleri buldum ama ya benim zevkime uygun değildi ya da uygulamada hataları vardı. Ha bir de ccs mi html mi durumları var tabii. En son bu linkteki şablonlara bayıldım. Bir tanesi daha var ama onu da 'Geveze Kalem'in şablonunu değiştirdiğimde yazacağım. Aslında bu işe gönüllü olanlar 'free templates' diye search etseler (özür dilerim türkçe yazmam lazımdı; araştırsalar-arasalar...) karşılarına gelen yüzlerce sayfadan mutlaka uygun birini bulacaklardır. Daha da güzeli web tasarımlarıyla ilgili her tür bilgiye ulaşabileceğimi görmek beni 'fecî' memnun etti:) Şu çocuk kitapları meselesini hale yola koyunca kendimi bu sulara salacağım sanırım.:)(Bu arada linkteki forma bakarsanız, aslında ne çok değişiklik yaptığımı görürsünüz. Lütfen Barış'ın annesine biraz alkış;-))
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, henüz sayfada düzeltemediğim çok şey var. En başta Blog adımı o sevimli ayıcıklar üzerine yazamıyorum. Sonra yorum okumak istediğimde tıklamamla açılan sayfada anlamadığım bir şeyler çıkıyor, 'yorum gönder'e tıklarsam önceki yorumları okuyabiliyorum. Hem sonra blog arşivimin url'sini tanımıyor, falan filan işte. Ama uğraşacağım daha, olsun.
Gelgelelim oğlumdaki son durumlara, uyumuyor olmasının dışında büyüdü! Bu gün kendi kendime ona bakarak sesli bir şekilde şöyle dedim, 'Benim çocuğum var artık, bebeğim çoktan büyümüş...' Aslında anne babaları memnun etmesi gereken bu durum hep bir hüzün içerir. Hamilelik başkadır, yeni bebekli olmak da. Ama çocuğun varsa artık geniş bir yolda, büyük bir kalabalığın içindesindir, biraz da onlar gibi, sıradan. Hamilelik ve bebekli olmak gelip geçici bir süredir, o dönem her zamankinden daha özen ister. Mesela mide bulantıları, o koca göbek üstünden sivirilikleri hissetmek, onunla ilk karşılaşma, emzirmeler, o inanılmaz koku sadece hayatımızın belli bir döneminde, kısa sürelerle yaşayacağımız şeylerdir. Ama çocuklu olmak, çocuk büyütmek öyle geniş zamana yayılır ki, çoğunlukla her günün, her ayın değil, yılların önemi büyüktür. Doğduğu günle 40'nın çıktığı zaman arasındaki süre ne kadar geçmek bilmediyse, şimdilerde 3-5 aylar göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçiyor.
Ben hâlâ bebeğim var sanıyordum, bu gün baktım ki büyümüş. Benim de 1 yıl öncesinde bıraktığım yüreğimin o köşesine hüzün çökmüş.
Bazen kızıyordum kendime, çok fotoğraf çekiyorum, yok görüntü çekiyorum, oraya buraya en ufak detaylarını bile yazıp, kaydediyorum diye. Daha çok yapmalıyım bundan sonra. Çünkü seneye aynı günlerde bu cümlelerin bir benzerini karalarken, dönüp bakmalı, hâlâ o günkü gibi hatırlamalıyım ona ait her şeyi.
Ben ömrümde hiç bu kadar değerli bir şeye sahip olmadım. İkinci bir çocuğum olmadığı sürece de bunun kadar değerli varlığım olmayacak hayatta. (İde'm boncuğum, ilk göz ağrım canım yeğenimi saymazsak. Ay buralara girersek, ablam, annem, babam ve tabii ki eşim...falan diye gitmek gerekir. En iyisi parantezi kapamak;-))
Ve tabii bu en değerli varlığın hayatıma girişindeki büyük katkısı (!) gözardı edilmez babamızı da buradan anmak gerekir.
Sevgili oğlumun babası; bu gün senin de hayatında bir yıl daha bitti. Yaşlandığına tanık olabilmek ne güzel, bir bilsen. Umarım 70., 80. yaşlarımızı kutladığımız zamanlarda da perde perde çöken yaşlılığımıza da sağlıkla tanık oluruz. O günler geldiğinde de senin elinde bir bilgisayar, benim elimde bir bilgisayar iki ayrı koltukta, birarada olduğumuzun farkındalığından uzak, uğraştığımız şeylere kilitlenmiş bir halde (!) olur muyuz bilmem ama, nasıl olursak olalım, birlikte olalım. Hatta yuvamıza oğlumuzun eşi, onların tatlı güvercinleri de katılsın. Biz hep mutlu olalım. En az bugünkü kadar... Nice mutlu senelere...

2 yorum:
belki bu mutlu yuvaya oğlunuzun eşi ve onların güvercinlerinden önce, oğlunuzun kardeşi ya da kardeşleri katılır :-)
nice mutlu yıllara...
Ben o 'BELKİ'den giderek uzaklaşıp, 'ASLA'ya doğru yol almak üzereyim.:)) Ama seni okudukça yolumu değiştirme şansım var.;-)
Yorum Gönder