Bu yazıya, “Tatil bitti, döndük,” diye başlayabilirdim, eğer şu an tatilimizin ortalarında, püfür püfür bir Bodrum öğle saatinde, serin balkonumuzda oturmuş bunları yazıyor olmasaydım.:) Barışcım öğle uykusunu uyurken vaktimi iyi bir işle değerlendireyim istedim. Döndükten sonra tüm tatili yazıp, bloğa ekleme şansım olmayabilirdi. İnternet bağlantısı bulunduğum alandan çekmediği için şimdilik taslak olarak hazırlayıp kaydedeceğim.(17/06/2008)
Yolculuğumuz 11 Haziran akşamı başladı. Oğlum ve ben uzun zamandır heyecanla beklediğimiz bir ziyareti gerçekleştirecektik önce. Deniz Kuşu Derya Kuzusu abilerimizle ve onların tatlı anneleri Ebru’yla, tatillerini geçirmek üzere bulundukları Kalabak’ta görüşecektik. Babamızı İstanbul’da bırakıp, akşam 18:15 uçağıyla yolculuğumuza başladık.
KABUS! Bence çocuklar 3 ya da 4 yaşından önce uçağa alınmamalı, ya da mümkünse uyku ilacı verilip yolculuk boyunca uyutulmalı, anne babalarının ve tüm uçak yolcularının sağlığı için!:( Daha havaalanında kabus kendini belli etmeye başlamıştı. Kalabalıktan fena halde sıkılmış ve nereye saldıracağını bilmez bir hale gelmişti bizim azman. Ancak bir şeyler yiyerek sabit durabilen bir çocuk olduğu için, annesi ve babası tüm yeme düzeninin bir kenara bırakıp eline ne geçirdiyse oğluna uzatmaya başladı.:(
Gerçekten bunu tahmin ettiğim için çantamda bir ton nevaleyle hazırlıklı çıkmıştım yola. Yiyecek içecek bir yana, kitaplar, oyuncaklar, kalem kâğıt… neyle oyalayabileceksem artık doldurdum çantaya. Fakat gerçekten hiçbiri işe yaramadı. 1 saatlik uçak yolculuğu sonunda ben hayatımdan bezmiş bir haldeydim.
Neler mi yaptı? Kuruyemişleri, sakızları, çubuk krakerleri konfeti gibi havalara savurdu, verilen sandviçin içini açıp, domates üzerine kek parçaları dizdi, suya peynirleri ufak ufak koparıp doldurdu, çubuk krakerle bardaktaki su ve peyniri iyice karıştırdı, üstüne onu içti, krakeri yedi, kitaplarını yırttı, arabaları yan koltuktaki adama sinirle fırlattı, pencerelerin panjurlarını indirip kaldırdı(yüzlerce kere ve gürültüyleL), kalemle koltuğu çizdi… E daha ne diyeyim?
Bir ara yan koltukta oturan adama saati sorduğumda, yüzüme acıyarak bakıp, “ İnmemize 15 dakika var daha,” dedi. Belki de benden çok kendi haline acıyordu, bilmiyorum.:)))
Ben ne kadar hevesle beklemiş olursam olayım, Barış bu ilk uçak yolculuğundan hiçbir şey anlamadan kendini yeniden yerde buldu. Ebru bizi alanda bekliyordu. Arabamıza atlayıp, güzel rehberimizin tanıtım turu eşliğinde Kalabak’a vardık.:)
(Uçak yolculuğumuza dair neden hiçbir fotoğrafımızın olmadığı yazıdan yeterince anlaşılıyordur herhalde.;-))
23 Haziran 2008 Pazartesi
BARIŞ'LA TATİL 1 (Uçak Yolculuğu)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder