Geçen gün Ebru'nun, çocuklar ve 'Hayır!' üzerine yazısını okuduktan sonra, kendimi sorguladım. Ama çok kısacık, çünkü Barış üzerindeki 'Hayır'larımın sınırlı olduğunu biliyorum ve durduk yere 'acaba'larla sınırımı genişletmeyeceğim.
Makul şeylere hayır diyorum; mesela prize gittiği zaman, koltuğun üstünde zıplamaya başladığı zaman, oyun hamurunu ya da pastel boyasını yemeye çalıştığı zaman... Bir de en çok başkasının evindeyken hayır diyorum sanırım. Ama orada kullandığım hayırların birçok sebebi var; umulmadık anda herhangi bir eşyaya zarar verebilir, benim bilmediğim eşyaları kurcalayarak kendine zarar verebilir falan.
Ama çoğunlukla muzurluk yapmasına olanak tanıyorum, çünkü bunun ne denli keyifli olduğunu iyi bilirim. Yatağının asansörünü (öyle mi denirdi o inip kalkan parmaklığa?) indirip, oraya tırmanarak yatağına çıkmasını öğretiyorum. Dışarıda dolaşırken bir adım yüksekliğindeki ince basamakların üzerinde yürütmeye çalışıyorum.(Hani şu jimnastikçilerin kullandığı eşek mi at mı ne öyle bir alet var ya, onun gibi)
Mesela mutfak çekmecelerini karıştırmak en büyük eğlencelerinden biri. En üsttekine uzanamıyor, orası kesici aletleri saklamak için ideal.(Tabii şimdilik.:)) Bir altındakine onun plastik tabak, çatal, kaşıklarını ve bizim tatlı çatal kaşıklarımızı koyuyorum. Onlarla oynamaktan çok memnun. Ama hepsini yere atmasından ben memnun değildim ve kısa zamanda yere atmaması gerektiğini bir oyunla öğrettim. Her iki kutudakileri birbirine taşıyor ve bir oyun oluyor kendince.
Bir alttakinde tahta kaşıklar falan var. Oradakiler için yapacak bir şey yok, hepsini aşağa attığı için tekrar tekrar yıkamak zorunda kalıyorum.
En alttaki boş. İstediğini koyuyor, çıkarıyor. (Aslında doluydu da beyefendinin emrine sunduk.)
Mesela tezgah üzerine uzanıp bir şeyler almaya bayılıyor. Kenarlara yakın yerlere plastik tabaklar veya yumuşak, zararsız şeyler koyuyorum zaman zaman. Mutlulukla uzanıp eline aldığında koşarak bana getiriyor zaten.:)
'Hayır'ı kullanmadığınız sürece daha özgür oluyorsunuz. Sadece çocuk için değil, anne-baba için de öyle. Hayır demeyi gerektirecek engelleri ortadan kaldırırsanız hem çocuğunuz keşfetmenin tadına varacaktır hem de siz o keşfetme sürecindeyken kendinize daha uzun süre özgür zaman ayırabileceksinizdir.
Arçelik şimdilerde parmak izi bırakmayan inox mutfak eşyaları çıkarmış ya, madem bunu yapabiliyordunuz niye baştan yapmadınız demek istiyorum. Konuyla alakası yok sanmayın, az önce parmak izlerini, yemek lekelerini temizlemek için ocağın başındayken geldi bu yazı aklıma. Kullananlar bilirler, pis bir iştir ve kısa sürede halletme şansınız yoktur. O izler bir türlü silinmez. Mr. Muscle falan hikaye! İnox temizleyiciniz olacak, önce normal temizlemeyi yapıp ardından parlatıcıyla rötuşlayacaksınız. Ama sevgili oğlum ona tanıdığım özgürlüğün tadını doyasıya çıkarırken bu işi halledebildim.:)
Bu arada siz de benim gibi tavuk butlarının derisini ve om yerini (ne denir oraya bilemedim) kesip attıktan sonra pişiriyorsanız, buzları tam çözülmemişken yapmanızı tavsiye ederim. Kemikler öyle kolay kırılıyor ki, çıt çıt! Bunu da konuyla alakası yok zannediyorsunuz değil mi? Halbuki öyle alakalı ki! Kuzumun özgürlük alanını tepe tepe kullanıp artık sıkılmaya başladığı sıralarda butlarla uğraşıyordum. Ama bir baktım çıt çıt kırılıyor hemen suya tutup, attım tencereye. Alakalıymış değil mi?:D
Şimdi konuyla son derece alakalı başka bir olayın anlatımına geçiyorum. Ama yok, ben kalemimi yormayayım siz fotoğraflara bakıp anlayın. :) (Yok yok, biraz daha yorayım. Bence çocuklar parka, kendi kendilerine merdiven çıkıp inmeye, kaydıraktan kaymaya, salıncağa oturup inmeye başlayana kadar götürülmemeli. Yahu onlar eğleniyor iyi hoş da, ana-babaların yorgunlukları çekilir gibi değil.)

8 yorum:
10 yerine 20 parmak olunca iz bırakanlar değil mutfağın inoxlarındaki izler, camlardaki izlerle bile barışık yaşamayı öğreniyor insan semacım:-) şimdi bir de kıskandırayım ben seni: abalmla dün kipaya götürdük oğlanları, bir oyun alanı var jetonlu oyuncaklar falan. tek bir girişi var, biz de prensip olarak jeton almıyoruz, onlar inip binip takılıyorlar, ablamla oturduk eğlence merkezinin dışında kapı önüne bir masaya (kapı derken ama geniş bir girişi var içeriyi nispeten görebiliyoruz), 45 dakika kadar biz oturup sohbet etiik üç oğlan içeride deli gibieğlendiler:-))
darısı başınıza arkdşm, darısı başınıza!!
Ne zaman, ne zaman o günleri görebileceğim?:(
Barışko da iki abiyle iyi coşmuştur.:)
Başımız arkadaşım, başımıza...
Kocaman bir maşallahla merhaba diyeyim Barışcığına.:) Bu ne şeker, ne sevimli bir çocuk. O fotojenik haller, tavırlar. Artiz maşallah.:) Benim yavruların elleri de böyle tombik tombikti ve ayakları da tabii. Biri 42 biri 35 giyiyor şimdiden. Yani o çok sevdiği ayakkabılar var ya minik minik, ileride kocaman alınacak annesi.:) Yahu özledim şimdi onların bebekliğini. Benim yerime o gamzeli tombik parmaklarından öper misin kuzuyu.:)
Büyük bir zevkle.:)
Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederiz.
hi$$$$$t barış'ın annesi! bir haftadır tık demedi mi bu çocuk???
"'Hayır'ı kullanmadığınız sürece daha özgür oluyorsunuz. Sadece çocuk için değil, anne-baba için de öyle. Hayır demeyi gerektirecek engelleri ortadan kaldırırsanız hem çocuğunuz keşfetmenin tadına varacaktır hem de siz o keşfetme sürecindeyken kendinize daha uzun süre özgür zaman ayırabileceksinizdir" tüm uzmanlar bu sözlerin altına imza atarlar sevgili Sema:)seni tebrik ediyorum artık, işimi elimden alabilirsin:) sen bizimle çalışsana sahi:)
Ayy çok bilmiş bilmiş laf etmişim değil mi? Özür valla, yazarken de sanki uzmanmışım gibi bir dil kullandığımı fark etmiştim ama kaldı öyle.:)
Yoo yoo çok hoşuma gittiğini vrgulamak için yazdım öyle, bilmiş değil, çok bilinçli bir laf etmişsin:)
Yorum Gönder