Bugün ana-oğul gezdik! Doktorumuz sağolsun:)
Ne alakası var demeyin, sabahın köründe 'Bu çocuğun nesi var doktor civanım?' diye hastaneye gidip, doktorumuzdan, 'Maşallah! Turp gibi, hiçbir şeyi yok!' cevabını alınca, e anne durur mu, hazır hava da müsait, gezdirdi kendisiyle oğlunu birazcık.
Hastanemiz Acıbadem Carrefour'a çok yakın. Ama araba trafiği, yayaların rahatlıkla yol almasını engelleyecek ölçüde sıkıntılı. Hele ki pusetli ya da sakatsanız, mazallah kaza geçirme olasılığınız, bozuk balıktan zehirlenme olasılığınız kadar yüksek. Bu durumu bilen kişi olarak doğruca taksi durağına yöneldim tabii ki. Ama yurdumun pek değerli taksi şöförleri icra ettikleri mesleğin toplum yararına da olduğunu gözetmekten çok cepleri yararına olduğu konusunda sabit fikirli olduklarından, 'apla çok kısa mesafe yaa!' demek suretiyle bizi geri çevirdiler. Onların anlayacağı dilden, 'Allah rızkınızı da ona göre verir inşallah!' gibisinden laflar ettiysem de, ikna olmadılar. E demek ki rısk mısk dinledikleri yok! Nereden, nasıl gelirse gelsin!
Tam kafamı (nedense) yukarıya çevirip, 'Hey Allah'ım ya, araba olmadan Carrefour'a gidemeyecek miyiz yani?' diye bağırırken, O beni duydu!
Etraf bir anda polis arabalarıyla doldu. Sirenler, anonslar falan o biçim! Sıra sıra geçip yolları kapamaya başladılar. İçimden 'Yok Allah'ım ya, bu kadar zahmet şey etmeseydin,' falan diyorum. Yaklaşık 1 dakika içinde bulunduğumuz yerde trafik durdu. Tabii hemen sırıtgan bir halde yola koyuldum, önümde Barış pusetinde. Bir yandan da anlatıyorum kuzuya, 'Bak oğlum polis arabası. Nasıl siren çaldılar değil mi? Yavru kuzu, bunlar yolu bizim için mi kapattılar dersin?...'
Sonra bir konvoy daha, kara kara camlı, bayraklı mayraklı arabalar ve yine polis arabaları... Kim olduğunu anlamaya çalıştıysam da beceremedim. Ama biri, o siyah arabalardan birinin içindeki beyaz türbanlı genç bir kadın, bomboş kaldırımdaki bize, benle oğluma uzun uzun baktı. Hatta araba ilerlerken eğildi, dönüp arkasını yine baktı.
Kim oldukları hakkında hâlâ bir fikrim yok. Sadece yol üstündeki araba tamircilerinin kendi aralarında geçen cümleleri kaldı aklımda; biri, 'Suriye Cumhurbaşkanı gelmiş,' diyor, bir diğeri, 'İran Cumhurbaşkanı!' Ama tek doğru olan şu ki, gelenlerin Carrefour'un önünde süren Marmaray İnşatını ziyarete geldikleri.
Her neyse... Gezdik, dolaştık, yedik, içtik, alışveriş yaptık oğlumla.:) Ama ben böyle günler onu çok özlerim genelde; sürekli puset içinde önüm sıra giderken sessiz sedasız(genellikle), cilveleşemiyoruz ya, özlüyorum o yüzden.:) Acısını çıkardım ama! Eve gelip rahatımıza kavuşunca başladık oynaşmaya. Dedim bu böyle olmaz, bunu kayda da geçelim. Kurdum makinayı, çekti bizi bir güzel. Bu fotoğraflar da bu günün anısına...

(Canım oğlum, yarını sensiz geçireceğim. Babanın bir işi için bir tam gün ve gece ayrı olacağız senden. Anneannenlerde kalacaksın, onlar bu işten kârlı çıktılar!:-) E baban da önemli bir işini haletmiş olacak, o da kârlı. Ya ben? Hımm, bir düşünelim, özlem mözlem olacak ama benim de kâra geçeceğim bir tarafı olacak bu ayrılığın; sanırım erkenden uyuyup, istediğim zaman uyanacağım.:))) Bak tam ayrılık hüznü basmaya başlamıştı ki bu durum aklıma gelince sevinmeye başladım:) Kızma bana bunları okurken olur mu? Çünkü sen henüz farkında değilsin ama bende yarattığın uykusuzluk neredeyse sınıra dayanmak üzereydi. Ama sen benim yokluğumda iyi uyu, anneannenle dedeni uykusuz bırakma olur mu? Ben kendimi şarj etmiş bir halde geri döneceğim, nazını niyazını bana yap yine:) Sanırım boş yere hevesleniyorum, aklım sende takılıyken uyku yine haram olur bana. Annemin dediği gibi, rahat bir uyku uyuyabilmek için 15 yıl falan beklemem gerekecek bu gidişle herhalde:)))
2 yorum:
Ama bu resımler cok guzel, biri bana da ogretsın bu guzel resımlerı cekıp, sonra nasıl boyle pespese bır araya getırdıgını:)
Tabii hemen öğretelim.
Önce bir ana ve kaç yaşında olursa olsun kuzusu alınır. Ilık bir ortamda her ikisi de pembeleşinceye kadar oyunla, gülüşlerle, öpüşlerle kavrulur. Sonra içine azıcık mıncırma ve bolca sevgi eklenir. Elinizi korkak alıştırmayın, sevgiyi bolca döküverin gitsin. Ardından, eğer ortamda fotoğraflayacak bir başka şahıs mümkün değilse makinanın otomatik çekim ayarı yapılır. Ve sonra fotoğraflar çekilir de çekilir... (Nasıl olsa digital, baskı parası yok:p) Çekilen fotoğraflar, önceden bilgisayarınıza yüklenmiş olan PİCASA programına aktarılır. Picasa'nın nasıl kullanılacağı konusunda sorular varsa Sema'ya mail atılır, Sema size bildiği kadarını anlatır ve siz de bu güzel fotoğraflarla bloğunuzu renklendirirsiniz.
Afiyet olsun...:)))
Yorum Gönder