
Hesapladım; eğer bir gün 37 saat olursa planladığım her şeyi bir güne sığdırıp, yetiştirebileceğim.:( Listemin başında gelenlerden biri de bu blog. Oğlumun detaylarını not düşebileyim istiyorum ama ne mümkün? Bir post hazırlamanın ne kadar zaman aldığını bunu yapanlar bilir.
Ama bazen dürtükleyici olaylar yaşanıyor ve gaza gelip oturuyorum başına, yazıyorum el çabukluğuyla bir şeyler.
Dün Ayşe Teyzemiz blogumuza baktığını söyleyince, ne zamandır el sürmediğimi hatırladım. Ayşe Teyzemiz annemizin yeni arkadaşı.:)
Uzatmadan detayları sıralayayım.
Bilen bilir, oğlumun geç konuşmasından hep şikayetçi olmuştum. İlk kez 6 aylıkken 'cici' dediğinde, çabuk konuşacağını sanmıştım ama düşündüğüm gibi olmadı. Şimdilerde o kadar çok konuşuyor ki, sevineyim mi, şikayet edeyim mi bilemiyorum.:) Kelimeleri kendince söyleyişine bayılıyorum. Hele şarkılar... Okulda öğrendiği "Çüçük kuğba", "Kutu kutu peğse", örümcekli bir şarkı olduğunu sandığım ama sözlerini hâlâ çözemediğim şarkı her gün dilimizde. (Kutu kutu pense'yi annesiyle rap tarzı söyleyip, sonuna da "yo, yo" ekliyor.:)) Bir de çizgi film şarkıları var; ingilizce, japonca, türkçe demeden hepsini ezberlemiş, ağzında yuvarlaya yuvarlaya söylüyor. Tabii ortaya uğultu şeklinde tek bir ses çıkıyor ama olsun.:)
Okulumuzu hâlâ çok sevmeye devam ediyoruz. Evde "Emineee, Emineee" diye öğretmenimizi sayıklayıp duruyoruz.:) Ağlarken "Okula gidelim mi Barışcım?" diye sorsam, hemen ağlamasını kesip başını sallayarak "Hığ hı" diyor.

Geçenlerde 23 Nisan partisi yapmışlar, bütün gün eğlenceler, oyunlar, yemekler... Ben de olsam severdim böyle okulu.:)

Kitap okumak hâlâ favorimiz. Yeni kitaplarımız Deniz Kıyısında, Karlı bir Gün, Rüzgârlı bir gün, Gölde ve fotoğraftaki minik hayvanlar kitaplarımızı maaile ezberledik.:))
Birkaç hafta önce babamız saçlarımızı kestirdi. Yakışmasına yakıştı ama ben bu kadar kısalmış hâlini görünce kıyamet koparttım.
Nutella'yı dolu sanmayın.:) Makinaya konulmadan önec dibini sıyırıyoruz.:)

5 nisan 2009'da ilk kez tiyatroya gittiğimizi de ekleyeyim. İlk perde harika geçti; kuzucuk o kadar mutlu oldu ki, oyunun ortasında boynuma sarılıp sarılıp öptü, teşekkür anlamındaydı sanırım.;-) İkinci perdede biraz korktu, biraz sıkıldı. Oz büyücüsü'ne gitmiştik bu arada. Pek doğru bir seçim değilmiş ilk oyun için. Çıkmak istedi, çıkarttım ama içeride babası ve Doruk abisi kalınca mutsuz oldu, yeniden girmek istedi. Gürültü yapmayacağına dair söz aldım ama verdiği sözü elbette ki tutamadı. Yeniden dışarı çıkarmak zorunda kaldım. Bu kez babası ve Doruk abisi içeride kaldı diye daha büyük bir gürültü koparttı. Hatta öyle ki hem bütün tiyatro, hem kadıköy bizi izledi diyebilirim.:( Kendini Süreyya Operasının ortasında yere attı, yerden ben değil, kelli felli adamlar kaldırmaya çalıştıysa da gücümüz yetmedi. Zar zor dışarı çıkardık, bu kez de Bahariye caddesine show yaptık; ağlamalar, bağırmalar, anneye vurmalar, kendini yerlere atmalar... Neyse, daha anlatmayayım, oğlum üzülmesin.:)

Şimdilik detaylarımız bu kadar. Söz, eğer bir gün 37 saat olursa, buraya daha çok detay yazacağım.:P
1 yorum:
kısa saçta yakışmış paşa oğlumuza kızım ne diye kızdın bakiim babaya??? iyi oldu bu post, ben de memnunum bu gelişmeden arkdşm. yalnız günün 37 saat olmasını bekleresen daha çoooook beklersin diyesim var:-) sen 24 saatten kırp biraz buraya en iyisi!
Yorum Gönder