5 Şubat 2009 Perşembe

Kuş Macerasında Hazin Son

Yok yok, ölmedi kuşumuz, ama artık bizimle değil, hazin son ayrılık oldu!

Barış'ımın bundan birkaç ay önce alerjik olduğunu öğrenmiştik. En son uzun süren bu haftaki hastalığında, daha önceden doktorumuzun yönlendirdiği gibi alerji uzmanına göründük. (Yarın öbür gün hatırlayabilmek için detayları da not edeyim; daimi doktorumuz Hasan Ünlütürk. Medipol'de tanışmıştık kendisiyle ama şu anda Medical Park'ta görev yapıyor. Yönlendirdiği göğüs hastalıkları uzmanı olan doktorumuz ise Bülent Karadağ. Academic Hospital'da görev yapıyor.) Bülent Bey'le bir muhabbet kuşumuz olduğunu söyleyince, o da sorunun bundan kaynaklanabileceğini söyledi. Alerjik durumu olanlara tavsiye etmezlermiş. Ama benim üzüldüğümü görünce bir test yapıp görebileceğimizi, belki de Barış'ın alerjisi çıkmazsa durumu ona göre değerlendirebileceğimizi söyledi. Tahlil formunu detaylıca doldurduk. Ama sonra bu test sonuçlarına genellikle kendisinin güvenmediğini, çünkü aslında tam sağlıklı sonuç vermediğini detaylı bilgilerle anlattı bize. Ve dedi ki, "Eğer benim bu durumda bir çocuğum olsaydı, evde tüylü hayvan barındırmazdım." Bu cümle kararımızı değiştirdi tabii ki.

Doktor çıkışı yolda epey gözyaşı döktüğümü söyleyebilirim. Öncelikle bilmeden Barış'ı bu sıkıntıya soktuğumuz için ve daha minicik bir yavru olarak aldığımız kuşu da sıkıntıya soktuğumuz için... Onu en kısa zamanda sağlıklı koşulları olan başka bir yere nasıl gönderebileceğimizi düşünüp duruyorduk. Bugün temizliğe Güleser Hanım geldi. İlginç bir rastlantı; onların da kuşu varmış ve bir gece önce çocukları annelerinden evdekine yeni bir arkadaş kuş almalarını istemiş. Paket hazırlandı, kuşumuzu gönderdik. Bu kadar gözyaşı dökeceğimi hiç sanmıyordum, henüz çok kısa bir zamandır bizimleydi çünkü. Hele bir de Barış kuşu oda oda gezip arayınca kendimi tutamadım. "Anne kuuuş?" diye sorup, ellerini de nerede der gibi açıp, şaşkın şaşkın gezindi durdu. "Oğlum kuş evine gitti artık. Annesi babası çağırmış, gitmesi gerekiyordu, gitti," dedim aptal aptal. Kuş eve geldiğinden beri ben annesi, Bülent babası, Barış da abisi olarak konuşuyorduk halbuki. Oğulcuğumun kafasını daha da karıştırmış olabilirim.
Doktora evde hiç hayvan besleyemeyecek miyiz, diye sordum, balık, kaplumbağa önerdi. Aman ne güzel!:( Ben hayvana hayvan demem, hayvanın tüyü olmadıkça...

Neyse, canım sıkkın, bugünü not edeyim istedim sadece. Ama bak bunu da buraya yazıyorum; bahçeli bir evimiz olduğunda dana gibi bir kangal ya da golden almazsam bana da Sema demesinler. Hem o zamana kadar belki oğlumun durumu da düzelmiş olur. Doktor ilkokula başladıkları yaşta hastalığın geçtiğini söylemişti. Zaten hayalimdeki bahçeli eve kavuşmamız en az o kadar yıl alır nasılsa.:)

Oğlumun son durumu iyi gibi. Pazardan beri ateş, kusma, öksürük, nefes sıkıntısı sürüyordu. Kafasını yastıktan kaldıramadı çok kez. Bir de öyle nazlı nazlı "Annneee" diyor ki, insanın içi eriyor. Kafasını kaldırdığı zamanlarda da haytalıkta üstüne yoktu. Evin her dakika ilginç bir yerlerini talan etmeyi becerebildi. Mesela tam oyuncak kutularını odanın ortasına boca edip, eline geçirdiğini yatağının arkasına, şuraya buraya sallıyorken gidiyorum yanına toplamaya, bir bakıyorum o sırada kitaplıktaki bütün kitapları yere indirmiş. Onları toplarken cd'lerini sallıyor her yana, onu toplarken mutfaktaki bir bardak suyu yere boca etmiş oluyor. Onu silerken eline geçirdiği cep telefonumla birilerini çaldırmış ve bıdı bıdı ederken buluyorum. Bunların hepsi aynen sıralandı, yalan yok valla. Ah pardon unuttum, yine bu hengame arasında yeni takılmış kağıt havluyu neredeyse sonuna kadar açmış bir halde buldum. Tam kızmak için girişimde bulunuyorum o sırada yavuz hırsız misali başlıyor, "Kuüüüssşş!" Çok küsüyor şu sıralar bana.:))) Bir de parmaklarını küs şekline getirmeye çalışıyor.:)) Bu hafta okula da gidemedi tabii, iyice sıkıldı yavrum.

A aa, ne oldu bana böyle, yazdıkça yazasım geliyor.:)) Mesela okuldan bahsedeyim biraz; öğretmenini çok seviyor. Geçen hafta öğretmeninin kendi okulunda özel bir eğitime katılması gerekiyormuş, başka öğretmen kendi sınıfına aldı bunları, bizimkinin çok sıkıldığından eminim. Çünkü bu hafta birkaç defa "Okula gitmek ister misin Barışçım?" diye sordum, "Haayıy," dedi.:) Ne hoş oluyormuş, insanın çocuğunun kelimelerini bir yerlere yazması.:) Ebruya hep özeniyordum, başladık biz de en sonunda. Geç oldu ama 2,5 yaş itibariyle artık konuşmaya başladığımızı söyleyebilirim. Gerçi hâlâ konuşmaya tenezül etmiyor ama işine gelince öyle güzel anlatıyor ki. Kelimelere dili dönmüyor, mesela kırmızı-kisım, yeşil-jeji, kamlumbağa-kapkap, penguen-penkuş, ekmek- ekik vs... Her tür kelimeyi bizden sonra tekrarlıyor artık ama kendi alfabesiyle.:)
Eskiden kafama takardım bu durumu ama artık saygı duyuyorum. Barış bunu seçiyor, bu kadar!
Neyse, parmaklarım yoruldu. Sonra yine yazarım. Oğulcuğumun okul çalışmalarının bir sergisini yapacağım yakında burada.
Ay bi dakka şunu da unutmadan yazayım, ingilizce dersinde izledim geçenlerde gizlice. Bu serseri kuzu ingilizceyi de öğrenmiş de bize çaktırmıyor. Öğretmen diyor ki; "turtle gelmiiiiş," bizimki bağırıyor "kapkap kapkap!":))) Öğretmen diyor ki, hadi şimdi öğretmen size goodbye desin, bizimki başlıyor el sallamaya.:)))

Neyse, bu kez cidden bitiriyorum...

Hiç yorum yok: